Dioksinin Sağlığa Etkisi ve Tespiti

İlaç sektöründe çalıştığım zamanlarda, Polysorbate ve Macrogoller gibi bazı maddelerde dioksin analizleri gibi birçok farklı çalışmalar gerçekleştirdim. Sonrasında 1,4 dioksanın içeriğini, diğer isimlerini ve formül yapılarını incelemiştim. Bir çok eşdeğer isimler vardı ama en çok gözüme çarpan Tetrahydro-1,4-dioxin veya p-Dioxin olmuştu. Daha sonra dioksin, türlerini ve yapılarını araştırdım. Bir çok vaka ve makale ile karşılaşınca heyecan verici bir hal almıştı. Bilim sonuçta ucu bucağı yok.

Sonuç olarak dioksin gruplarını ve diğer sektörlerdeki metodları inceleme altına almıştım. Dioksin ve birleşiklerini incelediğimde birçok tanı ve tespit ile karşılaştım ama bunun öncesinde dioksin ve birleşenlerini kısaca açıklayalım.

Dioksin ve benzeri dioksin birleşikleri (furanlar ve bifenillerden), uçucu bileşikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dioksinler, insan yapımı olmadığı gibi ortamda klor varlığında 200-1000 derece organik maddelerin yanması sonucu oluşur. Özellikle PCB ‘ler insan yapımı olarak ortaya çıkmaktadır. PCB (bifeniller)’ ler 1970 li yıllara kadar klorlu  birçok kimyasallar endüstride üretilmiş ve endüstrinin birçok alanında kullanılmış olsa da 1970 yılında üretilmesi yasaklanmıştır.

Dioksinler C, H, O ve Cl içeren suda çözünmeyen, kokusuz, renksiz bir yapıya sahiptir. Sanayide üretimi yasaklanmış ama plastik maddelerin üretiminde yanma sırasında istenmeden de olsa açığa çıkmaktadır. Dioksinler, bazı pestisitlerin ve diğer klorlu bileşiklerin üretilmesi sırasında açığa çıkmaktadırlar.

 

 

“Genel Yapısı”

 

Dioksin ve benzeri bileşikler yapısını incelediğimizde;

 

  • 2 benzen halkasının 3 farklı şekilde birleşmesi dioksinin genel yapısını oluşturur. 75 PCDD izomeri içerir. Bu grupta PCDD’den oluşan 210 adet klorlu toksin bulunmaktadır. Poliklorludibenzofuran ise tek oksijen köprüsüyle birbirlerine bağlanmış iki klorlu benzen halkası içerir. 135 PCDF izomeri barındırır.

 

 

  • Dibenzodioksin grubunda, 2 benzol halkası, 2 oksijen köprüsü aracılığı ile 6’lı halka oluşturacak şekilde bağlanmıştır.

 

 

  • Eğer bir oksijen içeren 5. halka tarafından bağlanırlarsa, furanlar grubu oluşur,

 

  • 2 benzol halkası, bir bağ aracılığı ile doğrudan bağlanırsa, poliklorlu bifenillerin (PCB) temel taşı olan bifeniller oluşmaktadır. Bifenile bağlı 1 ile 10 klor atomundan oluşan organik bileşiklerdir. Dioksin ve furanlar, yapılarında 3 halkaya sahipken bifeniller ise sadece 2 halka taşırlar. Toplam 209 PCB bulunmaktadır. Bunların 12’ si dioksin benzeri PCB’lerdir.

 

Dioksinle ilişkili olarak 400 den fazla çeşit bileşik tespit edilmiştir, ancak sadece bunların %30’unda önemli toksisite olduğu düşünülmektedir. 75 farklı dioksin ve 135 farklı furan ve 209 farklı PCB çeşidi doğada bulunmakta olup bu bileşiklerden 29 tanesi en fazla zehirli etkiye sahip olan bileşiklerdir. Bu toksik bileşikler klor açısından zengindir ve dört ya da daha fazla klor atomu içeren dioksin türevleri de mevcuttur. Bu bileşikler arasında tetra, penta, hexa ve ortadioksinler bulunmaktadır.

 

Yaygın olarak ve en çok bilinen dioksin bileşikleri 2,3,7,8-TCDD (Tetrachlorodibenzodioxin) , PCDD (Poliklorlu-p-dioksinler), PCDF (polikloriludibenzofuranlar) ve PCB (poliklorlubifeniller)’ dir.

 

“Dioksin ve Birleşiklerin Oluşum Kaynakları”

  • Orman yangınları
  • Volkanik patlamalar
  • Atıkların yakılması
  • Demirli ve demirsiz metal üretimi
  • Elektrik üretimi ve ısınma
  • Mineral (kireç, çimento, seramik ve asfalt karışımları) üretimi
  • Kimyasalların ve tüketici gıdaların üretimi (kağıt, tekstil, deri ve diğer kimyasal endüstri alanları)
  • Düzenli depolama ve biriktirme (çamur arıtma, kompostlama, atık yağların bikrimi)
  • Sigara dumanı
  • Fabrika bacaları
  • Motorlu taşıtlar
  • Enerji üretimi ve ısınmalar
  • Kontrolsuz yanma prosesleri
  • Ayrıca. Fungusit, insektisid ve bakterisid olarak kullanılan kloro fenoller üretilirken dioksin yan ürün olarak oluşur.

Avustralya da yapılan çalışmada; %80 toplam emisyon oranı ile en yüksek sonucun kontrolsüz yanma prosesleri olduğu, ikinci en yüksek sonuçta %75 oranı ile düzenli depolama ve biriktirme sahalarının olduğu belirlenmiştir.

“Sağlığa Etkisi”

Dioksinin, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından yapılan çalışmalar sonucunda, insanlarda kansere neden olduğu kanıtlanmıştır. Dioksinlere solunum, su, temas ve besin yolu ile maruz kalınmaktadır. Ne yazık ki dioksinler suda çözünemedikleri için uzun süreli kararlı yapıya sahip olup yağlı dokuda biyolojik birikme eğilimi gösterdiği için uzun süre maruz kalınması durumunda önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Ayrıca emzirme sırasında da anne sütünde bulunan dioksin anneden çocuğa da geçmektedir.

Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından yapılan araştırma sonucunda dioksinin insan vücudundaki yarı ömrü 7-14 yıl arasındadır. Dioksinin, insan vücudunda maksimum bulunma miktarı  Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre 2pg toksik equvalant konsantrasyon (TEQ)/kg vücut ağırlığı/gün olarak belirlenmiştir.

Dioksine maruz kalınması durumunda başta kanser (başta karaciğer ve göğüs kanserleri olmak üzere), doğumsal anomaliler, üreme bozuklukları,  klorakne, wasting sendromu, lenfoid,  sindirim sistemi, yüksek tansiyon,  gelişme bozuklukları, hepatotoksisite, damak yarığı, kusurlu böbrek oluşumu gibi doğumsal anomalilikler ile immunotoksisite, nörotoksisite ve kardiyotoksisite, mide bulantısı, solunum güçlüğü ve astım gibi birçok rahatsızlığa neden olmaktadır.

 

“Vakalar”

 

Tarihimizde bu duruma maruz kalan vakalar;

 

Vietnam Savaşı Vakası; 1962-1971 Vietnam Savaşı sırasında Birleşik Devletler ordusu, Vietnam’da yaklaşık 20.000.000 ABD galonu (76.000.000 litre) kimyasal herbisit ve defoliant püskürtülmesinden sonra yapılan araştırmalarda başta anne sütü olmak üzere birçok dioksin vakaları görünmüştür.

 

 

Seveso Vakası; 1976 yılında Seveso, İtalya’nın kuzeybatısında Milano’ya 20 km uzaklıkta küçük bir kasabadır. Kentin hemen yanı başındaki ICMESA Chemical Company’ye ait fabrikada 10 Temmuz 1976 günü üretim reaktöründe, kontrolden çıkan operasyon sonucu çevreye 2, 3, 7, 8 – tetraklorodibenz-p-dioksin (TCDD – Seveso Dioksin ) gazı salınımı olmuştur. Kentte yaşayan binlerce kişi ve bir çok canlı bu durumla karşılaşarak TCDD’ye maruz kalmıştı. Özellikle dışarıda oynayan ve yerel yemek yiyen çocuklarda 56.000 pg / g yağa kadar yüksek konsantrasyonlarda TCDD kaydedildi. Ayrıca çoğunluğu tavuk ve tavşan olmak üzere 3.300 hayvan ölü bulundu. TCDD’nin gıdalara karışmasını önlemek amacıyla hayvanların acil olarak telef edilmesi gerektiğine karar verildi ve 1978 yılına gelindiğinde tam 80.000 hayvan imha edildi. 15 çocuk cilt iltihaplanması nedeniyle hastaneye yatırılırken akut etkiler ise yaklaşık 200 vaka da klorakne gözlemlenmişti.

 

 

Klorakne, klorlu dioksinler ve dibenzofuranlar gibi bazı halojenli aromatik bileşiklere aşırı maruz kalma ile ilişkili siyah nokta, kist ve püstüllerin akne benzeri bir patlamasıdır. Lezyonlar, yanaklarda, kulakların arkasında, koltuk altı bölgelerinde ve kasık bölgelerinde bulunur. ( Bu durum ilk kez 1897’ de von Bettman tarafından Alman Endüstrisi çalışmalarında görüldüğü belirtilmiştir.)

 

Viktor Yuşçenko Vakası; 2004 yılında Ukranya’ nın o zamanki muhalif lideri Viktor Yuşçenko nun kanında TCDD konsantrasyonu 108.000 pg / g yağ ölçülmüş ve zamanın en yüksek ikinci derecesi olduğu gözlenmiştir.

İrlanda Vakası; 2008 yılında İrlanda hayvansal ürünleri toplatılmış, 3 kıtada ve 23 ülkeye yapılan ihracatlar durdurulmuştu. Problemin hayvansal yemlerde kullanılan atık yağlarda olduğu tespit edilmişti. Araştırmalar sonucunda İrlanda Cumhuriyeti’ nde 37 sığır ve 9 domuz ile Kuzey İrlanda da 8 sığır ve 1 süt çiftliğinde kontamine yemler tespit edilmiştir.

 

 

 

“Tespit ve Önlem”

 

Türk Gıda Kodeksi ( Tebliğ No: 2012/5 ) dioksinlerin ve dioksin benzeri poliklorlu bifenillerin seviyesinin resmi kontrolü için belirli gıda maddelerinde; numune alma, numune hazırlama ve analiz metodu kriterleri tebliğ ekinde (Tebliğ Eki – 2 ) dioksin ve dioksin benzeri PCB’ lerin ilgilenen seviyede varlıklarının tespit edilmesi için tarama metotları kullanılacağı, tarama metotlarının GC veya biyotestler olabileceği belirtilmiştir.

 

Bu kapsamda ve gelişen teknoloji ile birlikte kantitatif olarak hesaplanmasına olanak veren gerekli her türlü bilgiyi sağlayan yüksek çözünürlüklüğe sahip cihazlar GC-HRMS, GCMSMS gibi  veya biyoanalitik  metotlar dioksinlerin ve dioksin bileşiklerinin tespitinde çok büyük rol almaktadır.

 

Dioksinler ve furanların analizi için örnek MS / MS parametreleri;

Ayrıca Ankara Gıda Kontrol Laboratuarı Müdürlüğünde 2012 yılından beri dioksin analizlerinde DR CALUX yöntemi kullanılmaktadır.

CALUX; klinik, kanser, gıda, çevre ile ilgili alanlarda 17 çeşit CALUX sistemi bulunmaktadır. Reseptör hücre bazlı enstrümantal bir teknik ile dioksin ve dioksin bileşiklerini ayırıp ayrı ayrı analiz etmek yerine, birleşiklerin toksik etkilerine dayalı bir yöntem kullanır.

 

Balık yağ kapsüllerinin ve şuruplarının analiz yöntemine baktığımızda, özellikle karşımıza dioksin ve furanlardan (PCDD/F ler), dioksin benzeri poliklorlu bifeniller (DL-PCB ler) ve indikatör poliklorlu bifeniller (PCB ler) karşımıza çıkmaktadır. Yöntemde; balık yağlarının ve şuruplarının içindeki dioksin ve bileşiklerinin miktarını belirlemek için, balık yağı kapsülün veya şurubun yağ ekstraksiyon yönetimi ile dioksin, furan ve PCB’ lerin saflaştırılması sağlanıp sonrasında yüksek çözünürlüklü kütle spektrometresi ile sonuçlar tespit edilir. Bu çalışma ile Ülkemizin ve Avrupa Birliğinin yasal mevzuatlarında, aranması gereken dioksin-furan bileşeni (17 adet), dioksin benzeri poliklorlu bifenil (12 adet) ve indikatör poliklorlu bifenil (6 adet) tespit edilmektedir. WHO/FAO (2005) hesaplama sonuçlarına göre, yetişkinler için 60 kg, 5 yaş üstü çocuklar için 20 kg, 5 yaş altı çocuklar için ise 15 kg ortalama ağırlıktır.

 

2009 yılında Arıkan ve arkadaşları, laboratuar hayvanları ile yaptıkları bir çalışmada, TCDD’nin toksisitesi cinsiyete göre de farklılık gösterdiğini ve çalışma sonucuna göre TCDD’nin gösterdiği toksik etki, erkek farelerde daha az olduğunu tespit etmişlerdir.

 

Sonuç olarak, çalışmalar ve tespitler yapılıp hava, su ve toprak ekosisteminde rahatsızlığa neden olan dioksinlerin tespit edildiktin sonra bulunma düzeylerinin belirlenmesi, bu tür kimyasalların oluşumlarının giderilmesi veya azaltılması çalışmaları yapılmalı, canlı sağlığının korunmasında ve çevre kirliliğinin önlenmesinde sürekli iyileştirilmeler yapılmalıdır.

 

Ülkemizde AGKL (Ankara Gıda kontrol laboratuarı), UGRL (Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı) ve TÜBİTAK gibi birçok kurum bu konuda faaliyetlerini sürdürmektedir.

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

 

  • Dömötörova, M., Stachova Sejakova, Z., Kocan, A., Conka, K., Chovancova, J., Fabisikova, A. 2012. PCDDs, PCDFs, dioxin-like PCBs and indicator PCBs in soil from fi ve selected areas in Slovakia. Chemosphere, 89:480–485

 

  • Hişmioğulları, ŞE., Hişmioğulları AA., Kontaş, AT. 2012. Dioksin ve dioksin benzeri kimyasalların toksik etkileri. Balıkesir Sağlık Bilim. Derg., 1(1):23-27.

 

 

 

 

 

  • https://tools.thermofisher.com/content/sfs/brochures/AN10082-a-robust-screening-method-for-dioxins-and-furans-by-ion-trap-gc-msms-in-a-variety-of-matrices.pdf

 

 

 

 

  • Yavuz H. Özdemir M. İnsan Ve Hayvan Sağlığı Üzerine Dioksinlerin Etkileri, Türk Hij Den Biyol Dergisi, 2000, Cilt 57, No 2, S : 99 – 108.

 

  • Arıkan D, Yetim H, Gıdalarda Dioksin Kontaminasyonu Ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri, Gıda Teknolojileri Elektronik Dergisi, 2000, Cilt:12, 9-15

 

 

Ftalatın Sağlığa Etkisi

Bir dönem ftalatların ayakkabı ve oyuncaklardaki etkisini yüksek teknolijiye sahip Gaz Kromatografisi – Kütle Spektrometresi gibi cihazlarda ( GCMS ) inceleme fırsatı bulmuş ve  birçok firmanın ayakkabı ve oyuncaklardaki ftalat içeriğinin analizini gerçekleştirerek ürünlerin ftalat açısından güvenirliği hakkında bilgi sahibi olmuştum. O dönem yaptığım iş ile ilgili ftalatın ne olduğunu, hangi ürünlerde ne amaçla kullanıldığı, insana ve çevreye nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek için birçok yayınlanmış makale ve araştırmaları inceledim.

 

  • Ftalat nedir?
  • Nerelerde ne amaçla kullanılır?
  • İnsan ve çevreye nasıl bir etkide bulunur?
  • Ftalatlar üzerine yapılan araştırmaların sonucu ne çıktı?
  • Nasıl korunmalıyız?

 

Bu sorulara cevap vermek adına siz okurlarımıza ftalatların insan ve çevre sağlığındaki etkilerini gördükten sonra şahsen o dönem ki ftalat çalışmalarımdaki iş tecrübelerimden ve konu ile ilgili diğer araştırmaları paylaşmak istedim.

Ftalik asit ester olarakta bilinen ftalatlar malzemenin esnekliğini daha çok arttırmak için ve yumuşak hale gele getirmek için vinellere eklenir. Asidin münühidrik alkoller ile yaptığı diesterlerle oluşan ftalatların suda çözünürlüğü düşük, yağda çözünürlükleri yüksektir.  Kansarojendir. Ftalatlar kararlı yapıda olup insan sağlığına en fazla zararı olan kimyasallar arasındadır.

 

Ftalat esterlerinden en çok yaygın olanlar;

  • DMP ( Dimethyl phthalate )
  • DEP  ( Dimethyl phthalate )
  • DPhP ( Di (2-propylheptyl) phthalate )
  • DIBP ( Diisobutyl phthalate )
  • DİPP ( Diisopentylphthalate )
  • DMEP ( Bis(2-metoksietil) ftalat )
  • DnPP ( Di-n-pentyl phthalate )
  • DBP ( Dibutil ftalat )
  • DHCP ( Dicyclohexyl ftalat )
  • DIOP ( Diisooctyl phthalate )
  • DINP ( Diisononyl phthalate )
  • DNP ( Di-nonil ftalat )
  • DUP ( Diundecyl phthalate )
  • DBP ( Di-n-butyl phthalate )
  • DHP ( Di-n-Hexyl Phthalate )
  • DIHxP (Diisohexyl phthalate )
  • DIHpP ( Diisoheptyl phthalate)
  • DEHP ( Di(2-ethylhexyl) phtalate )
  • DNOP ( Di(n-octyl) phthalate )
  • DIDP ( Diisodecyl phthalate )
  • DAP ( Diallyl phthalate )
  • DPP ( Di-n-propyl phthalate )
  • BCP ( Butyl cyclohexyl phthalate )
  • DCP ( Dicyclohexyl phthalate )
  • BBP ( Buthyl benzyl phthalate )
  • DNHP ( Di-n-hexyl phthalate )
  • BDP ( Butyl decyl phthalate )
  • ODP ( n-Octyl n-decyl phthalate)
  • DIUP ( Diisoundecyl phthalate )
  • DITP ( Diisotridecyl phthalate )
  • DTDP ( Ditridecyl phthalate )

Ftalanların, farmastotik ilaçların plastik kaplanmasından, bağlayıcı, yağlayıcı, jelleştirici, emülsifiye edici, film oluşturucu, parlaklık verici,  süspanse edici ve tutucu özelliğinden yararlanılarak endüstride plastik kaplarda, ayakkabılarda, oyuncaklarda, çantalarda, yer döşemelerinde, kaplamada, kan torbasında, eldivenlerde, yapıştırıcılarda,  gıda ambalajlarında, ev eşyalarında ve vücut bakım ürünleri  gibi bir çok alanda kullanılır. PVC’ lerin (Polivinilklorür) yapısı serttir. PVC ‘ ye esneklik kazandırmak ve plastiğe dönüştürmek için ftalat kullanılmaktadır. Bazı ürünlerde yüksek sıcaklığa karşı  dayanıklılığını arttırmak içinde ftalat kullanılır.

İnsanlara ve canlılara bulaşması; solunum, ağız yolu (tükürük) ya da cilt teması ile olabilir. Diğer zararlı maddelerde olduğu gibi bu zararlı maddelerde ne kadar uzun süre temas eder ise o kadar etkili olur.  Ayakkabılar deri ile temas ettiği için ve terlemeyle zararlı kimyasalların ayaklara geçmesine neden olmaktadır.  Örneğin yakın zamanda yaşadığımız Aralık 2014 yılında zehirli ayakkabılar ortaya çıkmış ve aralarında ünlü isimlerinde olduğu birçok kişinin ayakları ayakkabılardan dolayı zehirlenmişti.

Aralık 1999 yılında Avrupa Komisyonu ve Ağustos 2008 yılında The Consumer Product Safety Improvement Act (CPSIA), insan sağlığına kronik ftalat maruziyeti etkisi nedeni ile ftalatlarda kısıtlama getirdi.

Ftalatlar en başta kanser olmak üzere, astım, endokrin (hormonal )bozukluklar ve obazite gibi bir çok insan sağlığına zararlı etkisi yapılan araştırmalar sonucu tespit edilmiştir.

Ftlatlar ile ilgili yapılan araştırmalar ve tespitler;

Avrupa Birliği komisyonu özellikle çocukların temas ettikleri ürünlerde ftalat esterleri için maksimum %0.1 sınırı ile tanımlanmıştır. İlgili ftalat esterleri; DEHP (Dietilhexil ftalat), DBP (Dibutyl ftalat), BBP (Benzil butyl ftalat), DINP (Di-izononil ftalat), DIDP(Di-izodesil ftalat) ve DnOP (di-n-oktil ftalat).

Yönetmelik gereğince bu ftalatlar maksimum %0.1 sınırı ile tanımlanmıştır. Daha yüksek konsantrasyonlarda sayılan ftalat içerikli ürünler piyasaya arz edilemez.

2002 yılında yayınlanan Avrupa Birliğinin hormonal (endokrin) bozucular ile ilgili raporunda çevre ve insan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içinde ftalatlarda yer almıştır. Aynı zamanda bazı ftalatların bioakümülatif özellikte oldukları için sudaki canlıların yapılarında biriktikleri ve araştırmalara göre BBP’ nin akuatik organizmalar için toksik etkisi ve uzun dönem içinde çevreye zararlı olduğu tespit edilmiştir. BBP nin balıkta hormonal (endokrin) bozucu etkisi olduğunu göstermiştir.

11-15 yaş arası 40 pubertal jinekomasti (erkeklerde benign seyirli meme büyümesi) hastasıyla yapılan bir araştırmada; DEHP gibi bazı ftalatların jinekomasti hastalarında, sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Diğer bir araştırmaya göre DEHP in özelikle çocuklarda astıma yol açtığı gözlenmiştir.

NHANES (National Health and Nutrition Examination Survey)’ in yaptığı araştırmada ise çeşitli deney gruplarından rasgele seçilen kişilerin ürelerinde ftalata rastlanmıştır. Araştırmada 6-11 yaş grubu çocukların yetişkenlere göre daha fazla üre tespit edilmiştir.

IARC ( Interntion Agency for Research on Cancer – Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı) araştırmalarının sonucuna göre bazı ftalatlar hayvanlarda kansere yol açarken, en çok bilinen ve gözlemlenen DEHP ftalatı, insanlarda kansere yol açtığını tespit etmişitir.

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Kimya Bölümünden Prof. Dr. Şana Sungur ve arkadaşlarından bahsetmezsek olmaz tabi. Sayın Sungur ve arkadaşları  TUBİTAK desteği ile  “Plastik Ambalajlardan Sıvı Gıdalara Geçen Ftalatların Belirlenmesi, Obezite ve Derecesi ile İlişkisinin İncelenmesi” projesiyle  incelemeye almışlar. Bunun üzerine  plastik maddelerde kullanılan ftalatın obaziteyi tetiklediğini tespit edip. İncelemeleri sonucunda  plastik şişelere konulan zeytinyağında bulunan ftalat oranının belirlenen sınırların çok üzerinde olduğunu gözlemlendiğini,  Ftalatın yüksek çıktığı bir diğer durum ise son kullanma tarihi yaklaşan ürünlerin olduğuna dikkat çekerek bu ürünlerin plastikle çok uzun süre temas halinde olması ftalat oranını arttırdığını ve plastik kapta ne kadar uzun durursa ftalat geçme oranı da o kadar yükseldiğini tespit etmiştir.

Ftalatın şampuanlar üzerinden etkisini incelediğimizde Biomen Trikoloji Laboratuvarları Uzmanı Prof. Dr. Murat Türkoğlu özellikle şampuan şişelerinde bulunan ftalatın, kozmetik ürünlerde ambalajdan ürüne, üründen de tüketiciye geçtiğini tespit etmiştir. Ftalatlar bu tarz kozmatik plastik kutuların içinde  kolaylıkla çözüleceğinden kullanılan üründen önce sürülen deriye sonra da emilerek kana karışacağını belirtmiştir.

    Limiti aşan Ftalat içerikli ürünlerden korunmak için insan ve çevre sağılını etkileyebilcek ftalat ve diğer zararlı kimyasalların oran hesaplandığı için ürünlerin örnek olarak ayakkabı, çanta, oyuncak, ambalaj malzemeleri gibi satın almayı düşündüğünüz ürünlerin standartlara uygun kaliteli ve sertifikalı olmasına dikkat etmelisiniz.

Sağlıklı ve kaliteli yaşam dileği ile…

 

 

 

KAYNAKLAR

REACH, (Registration, Evaulation, Authorisation and Restriction of Chemicals), Candidate List.

Bradbury, J.; (1996) “UK panicsoverphthalatesin babymilkformulae”.

Staples, C.A., ed. Phthalate Esters – The Handbook of Environmental Chemistry. New York: Springer, 2003.

The US Consumer Product Safety Commission (CPSC)

U.S. Congress Enacted The Consumer Product Safety Improvement Act – (CPSIA 2008)

EN 14372, Chıld Use And Care Articles – Cutlery And Feedind Utensils – Safety Requirements And Tests.

Avrupa Normlarına Uyumluluğun Göstergesi “CE”

CE 

Aynı teknik standartlarda üretim yapılmasını amaçlayarak, Avrupa Birliği başta olmak üzere diğer üye Ülkeler arasında üretim standartlarını belirlemek amacıyla çeşitli teknik sistemler geliştirmiştir.

CE işareti de bunlardan biri;

Fransızca olarak “Conformité Européenné”

İngilizce olarak  “Conformity of Europe”

Türkçe olarak da  “Avrupa Normlarına Uygunluk”

Sözcükleri ile ifade edilen CE , zorunlu olmamakla beraber 1995 yıllından başlayarak, Avrupa Birliği Ülkelerine İTHAL edilecek ürünlerde  Avrupa Birliği normlarına uygunluk anlamına gelen “CE” işareti sorgulanmaya ve aranmaya başlamıştır.

Avrupa Birliği normlarına uygun anlamına gelen “CE” işaretli ürenler, ürünün belirtilen normlardaki direktiflerce üretilip pazarlandığı anlamındadır.

CE işareti ürünün garanti belgesi niteliğinde değil, ürünün kalitesinin başladığı başlangıç seviyesini gösteren Avrupa Birliği ülkelerince geçerliliği olan ürünün üzerine vurulan işarettir.

Avrupa Ülkelerine ihraç edilen her ürünün üzerinde CE işareti olmalıdır.

CE işareti taşıyan ürünler, Avrupa Ülkelerinde serbestçe dolaşım ve pazarlanmasında olanak sağlar.  Avrupa normlarının altında olan ürünler kalitesiz ürünler kategorisinde değerlendirilir.

“Hangi ürünlerde CE işareti olmalıdır?”

CE işareti taşıması zorunlu olan ürünler ve bağlı olduğu sorumlu kurumlara baktığımızda;

  • Alçak gerilim cihazları – Low voltage equipment (73/23/EEC;93/68/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Basit basınçlı kaplar – Simple pressure vessels (87/404/EEC;90/488/EEC;93/68/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Oyuncaklar – Toys (88/378/EEC;93/68/EEC) – Sağlık Bakanlığı
  • İnşaat malzemeleri – Construction products (89/106/EEC;93/68/EEC – Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
  • Elektromagnetik uygunluk – Electromagnetic compatibility (89/336/EEC;92/31/EEC;93/68/EEC) (98/13/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Makinalar – Machinery (98/37/EC – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Kişisel korunma donanımları – Personal protective equipment (89/686/EEC;93/68/EEC;93/95/EEC;96/58/EC – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
  • Otomatik olmayan tartı aletleri – Non-automatic weighing instruments (90/384/EEC;93/68/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Aktif implante edilen tıbbi cihazlar – Active implantable medical devices (l90/385/EEC;93/42/EEC;93/68/EEC) – Sağlık Bakanlığı
  • Gaz Yakan Aletler – Gas appliances (90/396/EEC;93/68/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Sıcak su kazanları – Hot water boilers (92/42/EEC;93/68/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Sivil kullanım için patlayıcılar – Civil explosives (93/15/EEC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Tıbbi cihazlar – Medical devices (93/42/EEC;98/79/EC) – Sağlık Bakanlığı
  • Patlayıcı ortamlarda Kullanılan Ekipmanlar – Equipment and protective systems intended for use in Potentially explosive atmospheres (94/9/EC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Gezi Amaçlı Tekneler – Recreational craft (94/25/EC) – Denizcilik Müsteşarlığı
  • Asansörler – Lifts (95/16/EC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Dondurucular – Household electric refrigerators, freezers and combinations (96/57/EC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Basınçlı kaplar – Pressure equipment (97/23/EC) – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
  • Telekomünikasyon terminal cihazları – Telecommunications terminal equipment (98/13/EC) – Telekomünikasyon Kurumu
  • In vitro diagnostik tıbbi cihazlar – In vitro diagnostic medical devices 98/79/EC) – Sağlık Bakanlığı
  • Radyo ve telekomunikasyon terminal cihazları – Radio and telecommunications terminal equipment (99/5/EC) – Telekomünikasyon Kurumu

Yani sağlık, güvenlik, çevre ve tüketiciyi korumaya yönelik tüm ürünlerde CE işaretinin bulunması gerekir.

Nihai ürün üreticilerinde durum biraz farklı, bu tür üreticilerin kullanmak üzere ürettikleri ürünlerin üzerinde CE işareti olmayacaktır. Ancak “Üretici Beyanı” ile gerekli, tüm koşulların yerine getirildiğini gösteren teknik dosya ve üretici beyanı ile ürünleri CE koşullarına uygun ürettiklerini belirmiş olacaklardır. Bu şekilde Nihai ürün üreticileri yan ürün üreticilerinden aldıkları bu beyanları kendi hazırladıkları teknik dosyaya ilave etmiş olurlar. Oluşabilecek ürün ile ilgili sorunlar karşısında ürün sorumluluğu nihai ürün üreticisinde olmakla birlikte yan ürünler ile ilgili oluşabilecek sorunlar karşısında nihai ürün üreticisi, ürün beyanı sayesinde hukuki haklarını koruya bileceklerdir.

“Üzerinde CE işareti olan bir üründen zarar gördüyseniz”

Eğer üzerinde CE işareti olan her hangi bir üründen zarar gördüğünüze eminseniz. Bunun bedelini üreticiye çok ağır olur. Çünkü CE belgesi Avrupa Birliği normlarının uygunluğunu gösteren bir işaret olduğu için üretici, zararın yanlış kullanımdan kaynaklandığını ispatlamakla yükümlüdür. Eğer tüketiciden kaynaklı bir sorun yoksa tüketici yüksek miktarlarda tazminat alma hakkı kazanır.

 

Kaliteli ürünler üretme, satma, alma ve kullanma dileği ile..

 

 

 

Kromatografi Varan 2

KROMATOGRAFİ VE YÖNTEMLERİ VARAN-2

AYRILMA MEKANİZMASINA GÖRE;

  1. Adsorpsiyon Kromatografisi;

Bir karışımda bulunan sıvı veya gaz halindeki maddelerin katı faz üzerine tutulmasıdır. Adsorpsiyon kromatografisi ise örnek bileşenlerinin dolgu maddesinin yüzeyide farklı olarak tutunmaları sonucu meydana gelen bir ayırma işlemidir.

Adsorpsiyon kromatografisi moleküllerin katı bir yüzeye yapışması, tek molekül tabakasından oluşan bir yüzey tabakasının oluşması halidir.

Sabit faz, haraketsiz durgun fazdır. Sabit fazın özellikleri arasında; numunedeki ayrılması gereken bileşenleri parçalamamalı, kimyasal reaksiyona girmemeli, adsorbsiyon kapasitesi yüksek olmalı ve adsorpladıkları maddeleri rahatlıkla geri vermelidir.

Haraketli faz ise, sabit faz üzerinde haraket ederek numunenin bileşenlerine ayrılmasını sağlayan fazdır.

Faz tiplerine göre;

  • Sıvı-Sıvı, kolon ve ince tabaka kromatografisi
  • Gaz-Sıvı, gaz kromatografisi (GC)

 

  1. Dağılma (Partisyon) Kromatografisi;

Dağılma kromatografisinde; maddeler sıvı olan sabit faz ile sıvı veya gaz olan hareketli faz arasındadır.

Faz tiplerine göre;

  • Sıvı-Sıvı, kolon ve kağıt kromatografisi
  • Sıvı, Gaz, kolon ve gaz kromatografisi

 

  1. İyon Değiştirme Kromatografisi;

Maddelerin iyonik grupları ile iyon değiştiricideki iyonik grupların eşdeğer miktarlarının karşılıklı yer değiştirmesi esasına dayanır.

Kullanılan iyon değiştiricinin anyon veya katyon aktarmasına göre sırasıyla “ Anyon Değiştirme Kromatografisi” veya “Katyon Değiştirme Kromatografisi” olarak adlandırılır.

İyon değiştirmeyi etkileyen faktörler arasında, hareketli faz değişimi, hareketli faz PH’ ı ve kompleks oluşturucu etkiler vardır

İyon değiştirme kromatografisi genelde, ayrılmaları güç olan bazı iyonları ve asitlerde, aminoasitlerde, seyreltik iyon çözeltilerin deriştirmesinde, asit ve baz elde edilmesinde uygulanır.

  1. Jel Filtrasyon ( moleküler eleme ) Kromatografisi;

Birden fazla moleküllerin karışmış halini ele alırsak. Bu moleküllerin moleküllerini ayırmak için molekül büyüklüğüne göre ayırmak gereklidir. Molekül büyüklüğüne göre ayrıma işlemine “Jel Filtrasyon Kromatografisi” denilir.

  1. İyon Çifti Kromatografisi;

İyonlaşabilen asidik ve bazik maddelerin ayrılmasında kullanılan bir yöntemdir. Hareketli faza ilave edilen iyon çifti sabit faz tarafından adsorblanılarak iyonize olmuş maddeler bu iyon çiftleriyle iyonik etkileşime girerek birbirinden ayrılmış olurlar.

  1. Afinite Kromatografisi;

Seçiciliği fazla olan bu yöntem kromatografi yöntemleri arasında tercihler arasındadır. Proteinlerin saflaştırılmasında kullanılan bu yöntem ile kolonun dolgu maddesine, seçici protein ile kompleks yapabilen bir ligand bağlanır. Ligand ile kompleks yapan seçici protein, katı desteğe bağlanarak kolonda tutulurken, serbest proteinler kolondan ayrılmış olurlar.

 

NOT: KROMATOGRAFİ VE YÖNTEMLERİ VARAN-3 yakında yayınlanacaktır.

Kromatografi Varan 1

KROMATOGRAFİ VE YÖNTEMLERİ VARAN-1

Kromatografi, bir sâbit faz üzerinden hareketli faz geçirilerek, bir numûnedeki bileşenlerin dağılma ve adsorpsiyon gibi mekanizmalar yoluyla farklı zaman süreçlerinde taşınma ve ayrılması işlemidir. Kromatografi, bir karışımda bulunan maddelerin, biri   sabit diğeri hareketli faz olmak üzere birbirleriyle karışmayan iki fazlı bir sistemde ayrılması ve saflaştırılması yöntemidir.

Tswett_01

Rus botanikçi Michael Tsvet, ilk kez 1903 yılında renkli bitki pigmentlerini ayırma amaçlı kromatografi yöntemeni kullanılmıştır. Yeşil yaparakların rengini veren klorofil o dönemde  Rus bilim adamının ilgisini çok çekiyordu. Ayrıca pek çok gaz ve sıvıyı yüzeyinde alıkoyan (Adsorblayan) maddelerin adsorblayıcı özelliğini bildiği gibi bir çok kimyasal yöntem biliyordu.

Tsvet, bir yaprağı posa haline gelinceye kadar ezdi. Posanın o anki rengi yeşildi. Posayı alkol içine koydu ve yeşil rengin kaybettiğini gözlemledi. Yani renk veren madde alkol tarafından tamamen adsorbe ettiğini gördü. Sonrasında bir cam tüpe, benzenle hafif nemlendirilmiş tebeşir tozu doldurdu. Klorofilli çözeltiyi bu tüpe boşalttı. Tebeşirin üst tabakasının yeşile döndüğünü gören bilimadamı, tüpteki tebeşirin üstüne damla damla benzen akıtarak yıkadı. Üstteki yeşil halka yavaş yavaş farklı renklerde bir sarı-yeşil, bir yeşil-mavi ve üç de farklı tonda sarı bant oluştuğunu gördü. Tvest’ in bu  hayranlıkla izlediği ayırım, kimyacılar için kromatograminin başlangıcıydı.

1903 yılında bulduğu bu yeni analiz yöntemine kromatografi adını verdi. Yunanca “renk yazma” anlamındadır. Aynı zamanda da bu yöntem yaptığı iş ile adı uyum içinde olan Tsvet, Rusça’ da renk alamına gelmektedir.

Kromatografik analiz yöntemleri günümüzde bir karışımı oluşturan türlerin ayrı ayrı

belirlenmesi (nitel analiz) ve karışımı oluşturan bileşenlerin miktar tayini (nicel analiz)

işlemlerini hayata geçiren ve en çok kullanılan aletli analiz (enstrümantal)  yöntemlerinden olmuştur.

Bu yöntem sayesinde birbirinden ayrılmaları, imkânsız gibi gözüken maddeleri de ayırmak mümkün hale gelecektir.

 

Kromatografi’ nin Sınıflandırılması;

  • Ayrılma Mekanizmasına Göre
    • Adsorpsiyon kromatografisi
    • Partisyon kromatografisi
    • İyon değiştirme kromatografisi
    • Jel filtrasyon (moleküler eleme) kromatografisi
    • İyon çifti kromatografisi
    • Afinite kromatografisi
  • Uygulama Biçimine Göre
    • Düzensel kromatografisi
      • Kağıt kromatografisi
      • İnce tabaka kromatografisi (TLC)
    • Kolon kromatografisi
      • Gaz kromatografisi (GC)
      • Yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC)
    • Faz Tiplerine Göre
      • Sıvı kromatografisi
        • Sıvı-Katı kromatografisi
        • Sıvı-Sıvı kromatografisi
      • Gaz kromatografisi
        • Gaz-Katı kromatografisi
        • Gaz-Sıvı kromatografisi

NOT: KROMATOGRAFİ VE YÖNTEMLERİ VARAN-2 yakında yayınlanacaktır.

REACH

REACH, (Registration, Evaluation, Authorisation and Restriction of Chemicals)

AB (Avrupa Birliği) ‘de kimyasal maddelere ile ilgili bir çok mevzuatı bir araya getirerek toplayan bir AB tüzüğüdür.

REACH Tüzüğü, AB Resmi Gazetesi’nin 30 Aralık 2006 tarih ve L396 sayılı nüshasında, son haliyle ise 29 Mayıs 2007 tarih ve L136 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. Söz konusu tüzüğe göre, AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren ve yılda bir tondan fazla kimyasal madde üreten veya ithal eden firmaların, söz konusu kimyasal maddeleri, AB örgütlenmesi içinde yer alan “Avrupa Kimyasallar Ajansı” yönetimindeki merkezi bir veri tabanına kaydettirmeleri zorunlu bulunmaktadır. Bu tüzük 18 Aralık 2006 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen ve 1 Haziran 2007’de yürürlüğe girmiştir.

*** REACH, Avrupa Birliğine yapılan tüm kimyevi madde ihracatımızı doğrudan etkilemektedir.

 

REACH dört temeli esas alır;

  1. Kimyasalların Kaydı (Registration): Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere, yılda bir ton veya daha fazla kimyasal madde ihraç ediyorsanız, ihraç ettiğiniz her bir madde başına ithalatçınız veya AB’ deki tek temsilciniz kanalıyla bir kayıt dosyasının (dossier) Avrupa Kimyasallar Ajansı sunulması gerekmektedir. Kayıt işleminin yerine getirilmemesi ürünlerinizin AB’ye ihraç edilmesine engel olabilir. REACH yürürlüğe girdikten sonra, firmanız hâlihazırda AB pazarında satışı olmayan yeni bir kimyasal maddeyi ihraç edecekse, öncelikle kayıt işleminin yapılması ve maddeye ilişkin kayıt dosyasının Avrupa Kimyasallar Ajansına sunulması gerekmektedir. Yeni bir kimyasal madde ancak kayıt işleminin yapılması koşuluyla AB pazarına verilebilecektir. Eğer AB’ ye ihraç edeceğiniz madde hali hazırda AB pazarında yer alan bir madde ise, ön kayıt yapmış olmak şartı ile, 2018 yılına kadar devam edecek geçiş periyotlarından faydalanabilirsiniz.
  2. Değerlendirme (Evaluation):Kaydı yapılmış tüm madde dosyaları, kayıt yükümlülüklerine uygunluk yönüyle, Avrupa Kimyasallar Ajansı tarafından değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Ayrıca bazı kimyasallar, insan sağlığı ve çevre üzerinde risk taşıması şüphesiyle Ajans tarafından değerlendirmeye tabi tutulabilir.
  3. İzin (Authorisation): Değerlendirme sürecinde olduğu gibi, izin aşaması da bazı maddeleri kapsamaktadır. İzin işlevi, çok tehlikeli kimyasal maddelerin (ör: § EINECS hakkında bilgiye broşür sonunda yer alan tanımlamalar kısmından ulaşılabilir. Kanserojen maddeler, veya doğada biriken maddeler gibi) kullanım veya pazara sürülmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bir kimyasal madde “İzne Tabi Maddeler” listesinde yer alırsa, söz konusu maddenin piyasaya sürülme aşamasında Ajans’tan izin alınması zorunludur. “İzne Tabi Maddeler” listesi REACH Tüzük metninde Ek 14’te (ANNEX 14) yer almaktadır. Söz konusu liste şu anda boştur ve ön-kayıt sürecinin tamamlanmasından sonra Avrupa Kimyasallar Ajansı tarafından kamuoyuna duyurulur.
  4. Kısıtlama (Restriction):Kimyasal maddelerin bazıları AB pazarında kullanılması veya pazara sürülmesi, ECHA (Avrupa Kimyasallar Ajansı) tarafından yapılacak değerlendirme sonucu kısıtlanabilir veya tamamıyla yasaklanabilir.

 

İŞLETME PERSONEL POLİTİKASI

İşletmeler ihtiyaç durumlarına göre personel alabilir ya da çıkarabilirler.

Personel durumunu özetlersek;

  1. Personel alımı; işletmelerin daha çok iş gücünü, verimliliğini, üretim kapasitesini arttırmak gibi nedenler için personel alımında bulunurlar.

 

  1. Personel çıkarmaları; işletmelerin genellikle küçülmelerinden kaynaklı, tasarruf hesapları, iş gücünü doğru kullanma, performans durumu gibi etkenlerle çalışanlarla ilişkilerini keserler.

 

  1. Personel istifası; çalışanlar çalıştıkları firmadan daha iyi şartlarda olan başka firmaları tercih etmeleri veya hazır çalıştığı firmada istediği çalışma ortamının olmaması nedeniyle memnunsuzluktan dolayı mecburiyetten kendi isteği ile ayrılması durumudur.

Göründüğü gibi birçok etkenler işveren ile işçi arasını neticelendirir.

Personel sirkülasyonu işletmenin “Personel Politikasını” göstermektedir.

Her ne kadar işletme içindeki mevcut personel sayısı ile ne sebep olursa olsun işten ayrılanlar arasında yıldan yıla büyük değişmeler gösterse bile personel politikasını öğrenebiliriz.

Personel giriş-çıkışını özetlediğimize göre işletmenin Personel Politikasını tespit edebiliriz. Bunu  “Personel Devir Oranı Hesabı” formülü ile bulabiliriz. Formülü işletmenin belli dönemlerinde; aylık, üç aylık, altı aylık ve yıllık gibi dönem dönem hesaplayarak kullanabiliriz.

Personel devir oranını hesaplarken öncelikle bulamamız gereken ortalama personel sayısıdır. Hangi dönemi hesaplayacaksak o döneme ait ortalama çalışan sayısını formüle eklemeliyiz.

Örnek olarak bir yılı baz alırsak (Ocak-Aralık);

Ocak ayında çalışan sayısı = 200

Aralık ayında çalışan sayısı= 210

Buna göre;

Ortalama Personel Sayısı = ( 200 + 210 ) / 2 = 205 dir.

 

Personel Devir Oranı Formülü;

Personel devir oranı formülü, işletmeden ayrılanlar ile işletmede hazırda olan mevcut ortalama çalışan sayısı oranıdır.

personel devir oranı

Bu formülden çıkacak sonucun yüksek olması şirket açısından her zaman tehlikeli olmuştur. Bu durum hem işletmenin prestiji hem de maliyet gücü olarak büyük tehlike teşkil eder.

Önemli olan şu ki belli bir oranda personel giriş-çıkışı işletme için bir hareketlilik gibi gözükse bile, aşırı personel giriş-çıkışı arzu edilmeyen bir durumudur.

Böyle bir durumla karşılaşan işletmelerde; mevcut çalışanlar içinde motivasyon düşüklüğü ve gelecek kaygısı oluşurken işletme içinde yeniden insan gücü, işe alıştırma, oryantasyon süreci, deneyim eksikliğinden çıkan kaliteli iş farkı ya da iş kazaları ve işletme maliyetinde artış gözükür.

Ne demiş atalarımız;

“evvel hesap, sonra kasap”

MARKALAŞMAYA GİDEN YOL…

Marka genel olarak, üreticilerin ve satıcıların ürün ya da hizmetlerinin kendilerine ait olduğunu belirten ve diğer rakip firmalardan farklı oğlunu gösteren simgedir.

“Marka işletmenin kimliğini yansıtır”

Markanın tarihine baktığımızda; markanın tanımından da yola çıkarak sadece ticari değil mülkiyet olarak ta tarihte karşımıza seramiklerin üzerine yapılan işaretler, hanedan armaları, eski çağlardaki vazoların, tabaların, küplerin, çanakların ve çömleklerin üzerinde rastlanan semboller, hayvanların üzerine basılan damgalar gibi birçok örnek görmek mümkündür.

Markaların korunmasına ilişkin en son düzenleme, 27 Haziran 1995 tarihinde yürürlüğe giren ve halen uygulanmakta olan 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmıştır. Bu kararnameye göre marka resmi olarak, “ bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil; özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajı gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaret” olarak tanımlanmaktadır.

Amerika Pazarlama Derneğine göre marka, satıcı veya satıcı grubunun ürün ve hizmetlerini tanımlamayı ve rakiplerinden ayrıştırmayı amaçlar. Markalar kullandıkları isim, simge ve çeşitli tasarım kombinasyonlardan oluşur.

İşletmeciler tarafından marka işletmenin kimliği açısından göründüğü gibi halk tarafından da marka “kaliteli ürün veya hizmet” anlamındadır.

Markanın tescil edilmesi işletmeler açısından çok önemlidir. İşletme marka tescili yaptırmış ise; bulunduğu ülkede ya da Uluslar arası platformda örgütün isim, reklam, şekil, harf, sözcük grubu, sembol, renk ve tasarım dizaynlarını korumuş olur.

 “Peki Markalaşma nasıl olacak!”

Her firma kendi markasını oluşturabilir ama markalaşma yani yapılan işte diğer rakiplerine göre ayırt edilme işte bu en önemlisi bunun için de yapılan işte süreklilik büyük önem taşır. Firma kendi markasını oluşturduktan sonra markalaşmak için önemli bir yol izlemeli ve ayırt edeci özelliklerini korumalıdır.  İşletme kendi markasını koruyarak “tutarlı” bir yol izlemelidir.

“Markalaşmada tutarlılık önemlidir”

 

Marka oluşumunda ve devamlılığında;

  • Marka isimlerinde oluşturulan ismin taşıdığı misyon ön plandadır.
  • Marka ismi oluşturulurken kullanılan renkler, eğer rakip firma varsa rakip firmalarının kullandığı renklerin tam tersi bir renk kullanmak ayrıcalık açısından tercih edilmelidir.
  • Kalite, marka için olmazsa olmazdır.
  • Reklam faktörü, tanıtım gücü markanın bilinirliği ve devamlılığı için önemlidir.
  • İstikrarlı ilerlemeli ve tutarlılığını göstermelidir.
  • Markalaşma da ilk olmak önem taşır ama eğer ilk değilseniz bulunduğunuz sektörde kendinize bir kategori seçmeli ya da oluşturmanız gerekir.

İŞLETMELER İÇİN “SWOT ANALİZİ” OLMAZSA OLMAZ!

İşletmeler açısından mevcut durumunu ve gelecekteki konumunu belirlemeleri için uygulanması gereken bir tekniktir.

İşletmelerde SWOT analizi ile,  güçlü ve zayıf yönlerini belirlerken gelecekte önüne çıkabilecek fırsat ve tehlikeleri önceden fark etme olanağı bulur.

SWOT; İngilizce’ deki Strengths (güçlü yönler), Weakness (zayıf yönler), Opportunities (fırsatlar), Threats (tehditler) sözcüklerinin baş harflerinden üretilmiştir.

SWOT analiz yöntemi, işletmenin güçlü ve zayıf yönleri açısından ele alındığında işletmenin “İç Çevre Analizi”,  fırsat ve tehditler olarak bakıldığında da işletmenin “Dış Çevre Analizi” olarak nitelendirebiliriz.

SWOT ANALİZİ;

  • İç Çevre Analizi
    • Güçlü yönler
    • Zayıf Yönler
  • Dış Çevre Analizi
    • Fırsatlar
    • Tehditler

İç çevre analizlerinden olan güçlü yönler; diğer işletmelere kıyasla  daha üstün yetenekleri ve varlıklarından oluşmaktadır. İşletme bu üstün yeteneklerini belirlemeleri bunları öncelikli olarak korumalı genişletmeli ve bu bilincine varması gerektiğini bilmesi gerekmektedir. İşetmelerin güçlü yönleri arasında; sahip olduğu özel anlaşmalar, ürünlerinin patentleri, ticari markaları, pazar payı, araştırma ve geliştirme faaliyetlerindeki üstünlüğü, uzman ekip kadrosu ve piyasadaki rekabet üstünlüğü gibi birçok işletme için avantajları sayabiliriz. İşletmelerin öncelikli olarak güçlü yönlerini belirleyip kuvvetlendirmesi gerekmektedir. Bunun için aşağıdaki gibi işletmenin güçlü yönlerini ortaya çıkaracak soruları sorup cevaplandırmamız gerekir.

İşletmeler SWOT analizindeki güçlü yönlerini belirlerken kendilerine;

  • En iyi yaptığımız işler nelerdir?
  • Diğer firmalara göre avantajlarımız nelerdir?
  • Kaynaklarımızı doğru kullanıyor muyuz?
  • Rakip firmaları iyi analiz ediyor muyuz?
  • Rakip firmalara göre neden tercih ediliyoruz?

İç çevre analizlerinden olan zayıf yönler; rakip firmalarına oranla işletmenin kaynak ve yeteneklerinin yetersiz olduğu durumlardır.

İşletmeler gelecek açısından stratejiler geliştirirken öncelikle güçlü yönlerini ön plana çıkarmalıdır.

“İşletmelerde stratejiler zayıflıklar üzerine kurulmaz.”

İşletme eğer kendisinde zayıf bir yön belirlemiş ise aksiyon alarak mutlaka bunu gidermesi gerekmektedir. Bu tür zayıf yönleri gidermek ve önüne geçmek için kendisinden daha profesyonel çalışan diğer firmaları incelemeleri onların  nasıl uygulamalar yaparak hangi yolu izlediklerini öğrenmeleri şarttır. Aksi takdirde zamanla kendi mevcut durumunu koruyamaz hale gelir.

İşletme içindeki maddi varlıklar nedeniyle oluşan zayıf yönleri gidermek için yatırım olanakları oluşturulması ve para akışını sağlayan uzman kadro ile çalışmalıdır. Gerektiğinde dış kaynaklardan destek almalıdır. Zayıf yönleri işletmenin eğer yetenekler kısmında ise sürekli eğitim ile iyileştirilip giderilmesi gerekir.

İşletmenin zayıf yönlerini tespit etmekte kullanabileceğimiz soruları sorup cevaplandırabiliriz.

İşletmeler SWOT analizindeki zayıf yönlerini belirlerken kendilerine;

  • Kötü yaptığımız işler (ürün, hizmet vb.) nelerdir?
  • Yetersiz kaldığımız (mali durum, pazar deneyimsizliği, personel vb.) durumlar neler?
  • İşletme içinde ve dışındaki hatalarımız neler?

 

Dış çevre analizlerinden olan fırsatlar; işletmelerin çevresinde oluşabilecek fırsatları önceden tahmin etmekle birlikte doğru strateji ile de bu fırsatları kendi avantajına dönüştürebilir. İşletmeler önüne çıkabilecek fırsatları doğru zamanlama ile kullanarak varlıklarına ve yeteneklerine katkı sağlayabilirler.

Müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılayamayan diğer firmaların aksine müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamakla, gerek ihtiyaca göre gerekse stratejik iş ortaklığı ile pazar hacmini büyüterek ve teknolojiği doğru kullanarak işletmelerin avantajında fırsata çevirmeliler.

“İşletmeler diğer firmaları, teknolojiği, müşterileri ve piyasayı ne kadar çok gözlemler ise fırsatları yakalama olanağı o kadar büyük olur.”

Dış çevre analizlerinden olan tehditler; İşletme çevresinde dış etmenlerden oluşabilen olumsuz sonuçlar ve ya beklenmeyen sonuçlar ile firmalar karşılaşabilir. Bu tür tehditlerin en büyük nedeni işletme tarafından ön görülmemesidir. Firma eğer dış çevreyi doğru analiz edemez ise tehditler ile karşılaşma olasılığı çok yüksek olur.

Oluşabilecek tehditlere karşı başta firma sahipleri olmak üzere tüm yöneticilerin risk analizleri yapıp önlemler alması gerekmektedir.

Mali kriz, müşterileri rakip firmalara kaptırma, personel kaybı gibi işletmeyi olumsuz yönde etkileyecek durumlar örgüt için tehdit unsurlarıdır.

İşletmeler açısından fırsatlar ne kadar çok karşısına çıkabilecek durum da ise tehditlerle de o kadar oranla karşısına çıkabilir. Bu nedenle her zaman doğru stratejiler ile olası tehditlere karşı önceden yeterli önlemler alması gereklidir.

SWOT analizinin sonucuna göre de önce güçlü olduğu noktaları koruyarak ilerletmeli, sonrasında da zayıf olduğu yönlerini doğru uygulamalarla gidermelidir. Analiz sonucuna göre dış çevreden oluşabilecek fırsat ve tehditlere karşı da hazırlıklarını sürdürmelidir. Analiz sonucunda işletmenin iç ve dış çevre analizleri incelenip bir SWOT matrisi oluşturmalıdır. SWOT matrisi karşılaştırmalar ile oluşur. İşletmenin güçlü yönlerindeki, zayıf yönlerindeki, fırsatlardaki ve tehditlerdeki hazırladıkları sorulara açık ne net cevaplarlarla SWOT matrisi hazırlanmış olmalıdır.

İşletme SWOT sayesinde organizasyonun mevcut durumu belirlemiş ve gelecek durumu için yeni stratejiler hazırlanmış olur. Bu analiz yöntemi belirli zamanlarda tekrarlanarak sürekli kendisini iyileştirmeli ve güncellemelidir.

MOTİVASYON ZİNCİRİ…

Çalışanlar için motivasyon, mutluluğun ve başarının anahtarıdır. Çalışanın davranış sürecine iş performansına enerji katarak başarının kapısını aralar.

İşveren için motivasyon, performansın arttırılması için insan davranışlarının uyarılarak yönlendirilmesidir.

Gerek üst yönetim gerekse de astların motivasyon unsurlarını incelediğimiz zaman bir çok unsurun aynı olduğunu görmemek içten bile değil.

Örneğin;

Çalışan Motivasyon Unsurları;

  • İş tatmini
  • Övgü, takdir
  • Önemlilik
  • Eşitlik, şeffaflık
  • Saygınlık (iş ve özel yaşam)
  • Öneri ve fikirler
  • Kişisel gelişim
  • Terfi
  • Gelecek kaygısı

Üst Yönetim Motivasyon Unsurları;

  • İş tatmini
  • Övgü, takdir
  • Önemlilik
  • Çalışan performansı
  • Üretim performansı
  • Yıllık hedefler

Motivasyonun temelinde duygular yatar. Aynı zamanda motivasyon “içsel” ve “dışsal” olarak iki şekilde gözlemlenir.

İçsel motivasyonda, çalışan insanların bazıları yaptığı işinden çok memnun olur, büyük haz alır ve bu durumdan dolayı motive olurlar. Kişinin kendi ihtiyaç ve zevkleriyle ilgilidir.

Dışsal motivasyonda ise çalışanların bir bölümü yaptığı başarılı işlerden ötürü ödüllendirilmek isterler. Fakat yapılan işte hatalar olursa bu durumda da cezalandırmaya tabidir. Bir başka deyişle kişinin cezadan kaçmak, ödül almak ya da başkalarını mutlu etme durumudur.

Bir motivasyon döngüsü oluşturdum ve bunun adına “PİM” adını verdim.

PİM;  Performans – İş Tatmini – Motivasyon

Bunlardan biri olmadığı zaman diğerlerini de yakalamak mümkün olmayacaktır!

İlham verme ve motive etme yeteneği olamayan liderlerin en yaygın gözlenen hatalı davranışlarını  J. Zenger  ve J.Folkman, 2010 yılında yayınladıkları “Inspiring Leadership ( İlham verici liderlik)” isimli kitabında 10 başlık altında toplamaktadır;

  • Enerji ve coşkunun olmaması
  • Amacın ve yönün açıklığının sağlanmaması
  • İddialı hedeflerinin belirlenememesi
  • Kişisel gelişim için bir planın olmaması
  • Koçluk yapılmaması
  • Önemli bilgilerin paylaşılmaması
  • Çalışma ve rekabetin önlenememesi
  • Dürüst ve adil davranılmaması
  • Ekip üyelerinin dinlenmemesi
  • Performans geribildiriminin verilmemesi

motivasyon

Motivasyonla ilgili araştırma yaptığımda üst yönetimden ziyade daha alt kısımdan yani çalışanlardan baz alınarak onların motivasyon durumunu incelemeye aldıklarını gördüm. Aslında, motivasyon çalışanlardan önce yöneticilerde ve hatta işverende aranmalı ve önce onların motivasyonlarını arttırıcı çalışmalar yapılmalıdır. Aslında motivasyon hiyerarşik bir süreç taşır.

Bunu şekillendirirsek;

Patron → Müdür → Yönetici → İşçi

Çünkü; motivasyonu yüksek olan bir patron etrafına pozitif bir enerji yayar. Bu enerji ilk alan yanındaki örgütten sorumlu müdürdür. Müdür yukardan aldığı pozitif enerji ile motivasyonu yüksek olur ve altındaki yönetici/ şef ‘ e bunu yayar ve o da bunu yanındaki çalışan işçilere yansıtır. Bu şekilde bir motivasyon zinciri oluşmuş olur.

Aynı zamanda işletme içinde üst yönetimden astlara kadar uzanan motivasyon yolu süreci örgüte iş tatmini ve performansı da yüksek düzeyde kazandırmış olur. Bu durum sayesinde PİM Döngüsü ( Performans- İş tatmini- Motivasyon) sağlanmış olunur.

Çalışma hayatı açısından baktığımız motivasyon yani sanıldığının aksine çalışandan değil yönetimde daha çok yüksek olması gereken bir unsurdur.

Benim tavsiyem ve savunduğum görüş olarak her şeyden önce kendimiz için şunu yapmalıyız; her sabah uyandığımızda artık yeni bir gün ile karşı karşıya olduğumuzu bilerek aklımızdan tüm olumsuz düşünceleri bırakıp, tamamen pozitif düşünceler içinde “her günün sabahı yeni bir başlangıçtır” diyerek başlayınız…

Aynaya baktığınızda günün ilk gülümsemesini kendinize yapınız”

 

1 2